Aralık 14
Hayatın Gerçekleri - Yaşanmış bir hikaye
O zamanlar daha 16 yaşında idim, Belki kendimi imkansız olan hayata alıştırma çabaları içerisinde çok uğraş verdim. Lakin daha sonradan gördüğüm üzerine bunu başardığıma da inanıyorum.. Evet daha 16 idim belki ama düşünüyordum her zamanki gibi; Ben imkansız sevgiler için mi yaratıldım acaba diye.. Evet belki zamanında erişilmesi zordu bana.. Hayatı (Ti)’ye alan birisi idim. Yinede bir kalbim vardı , kalbimde yatanlarda. Evet o zamanlardı işte.. Bir arı gibi hissediyordum kendimi.. Her petekten bir bal alan, durmayan , yorulmayan , hayata sorular sormayan ve bunun gibi bir çok örnek daha.. Ergenliğe geçiş veya gençlik mi diyorlar bunun ismine ne? Her şey günlük yaşanıyordu tarafımdan .. Havayı , suyu bile günlük alıp-içiyordum sanki.. Çok hızlı geçti o zamanlar çok. İnanın şu an 21 yaşındayım ve hiçte yaşlı sayılmam. Lakin çok istiyorum şu sıralar yine 16-17 yaşlarımda olmayı. Erkek arkadaşlarım da oldu kız arkadaşlarımda. Çoğunu da sevdim. Sevginin en içtenliği ile. Bir türlü ısınamadığım “kızlar” vardı. Belki de benimle birlikte olmak isteyenlere bir arkadaş sevgisi ile yaklaştığım için bir türlü anlama zorluğu çekiyordum. On yedi yaşımdaydım çok iyi hatırlıyorum. Bir kız vardı adı Şule aramız da çok iyiydi sanki kan kardeş gibi idik.
Neredeyse bir ayın 30 gününün 25 günü beraberdik.Bir gün Telefonum kısa bir süreliğine şarjda idi ve elime aldığımda 1 cevapsız arama “listele” şeklinde bir ibare yer alıyordu. Çağrı akşam saat 21:45 gibi gelmişti. Bende ona çağrı bıraktım hali ile . Aradan 3 gün geçti hiçbir etki-tepki yapmadı bana karşı ne aradı ne sordu. Nedir “Şule” derdin diye arayacak oldum.. Karşıma onun sesinden daha tok bir ses çıktı. Tanıdım hemen! Annesiydi çünkü . Beni tanıyor ve biliyordu. Emir dedi ve ekledi ağlamaklı bir ses ile “Emir şule artık yok” ve telefon bir anda zank! Diye kapandı suratıma.. Bir daha aradım ve ulaşılamıyor diye bir cevapla karşılaştım. O an içim çok tedirgin olmuştu. Evlerine gitmeye karar aldım. Vardığımda kapıdaki ayakkabıların sayısı bir hayli fazla idi.Ürktüm ve korktum. Zile bastım ve kapı açıldı. Kapıyı açan teyzeyi hayatımda hiç görmemiştim.. İçerden koyu bir şekilde ağıt sesleri yükseliyor idi. Sordum! Ne olur söyleyin ne oldu diye sorarak haykırdım kapıyı açan teyzeye.. Oğlum dedi; Şule’yi kaybettik. O an dünyam yıkılmış bir vaziyetteydi.. Nasıl oldu bu? Diye soramadım bile. Dilim tutulmuş ellerim titrer olmuştu. O sırada annesi sevda teyze geldi kapıya. Emir ! dedi ve sarıldı boynuma .. sıkıca sarıldı ve günlerdir ağlamanın verdiği bi-tap yorgunluk şekli ile bana ; Geç içeri Emir göstermek istediğim şeyler var diye fısıldadı kulağıma.. O an beni neyin beklediğini bile bilmiyordum.. İçeriye girdim ve şulenin odasına doğru yöneldik. Kapıyı açtığımda her tarafta şulenin elbiselerini ve ona ait olan eşyaları gördüm.Gözlerim doldu ağlamaya başladım.. Çünkü şule bana bir kankardeş gibi yakındı.. Annesi otur dedi yatağa doğru.. Oturdum ve daha sonra yanıma geldi .. Elinde bir kitaba benzer bir şey vardı.. Emir dedi ; Bu Şulenin günlüğü. Aldım ve okumaya başladım. Okudukça şaşırıyor ve şaşırdıkça da okuduklarıma bir mana veremiyordum.. En son yazısını günlüğüne 3 gün önce saat 21:55 ‘ te yazmış.Aynen şunlar yer alıyordu aklımda kalan cümlelerde
“Emir bilmelisin ki seni ilk tanıdığım günden beri seviyorum. Bunu sana söyleyemedim. Çünkü sen hep beni arkadaş olarak sevdin. Oysaki ben senin için ölebilirdim. Şu an seni aradım. Açmanı o kadar çok istedim ki . Belki sana hayattayken seni seviyorum diyebilecektim ve şimdi gidiyorum, evet gidiyorum emirim sonu olmayan bir yolculuğa “Hoşça kal”
(Şule Yirmi küsür sinir hapı içmiş) O an bende 3 gün öncesini düşündüm. Beni aradığı saati yani 21:45’i iyice kötüleştim ve bir süreliğine baygınlık geçirdim. Kendime geldiğimde olanlara bir mana bulmaya çalışıyordum. Ben nasıl anlayamadım? Şule beni nasıl sevdi? Bu güne kadar niye bana söyleyemedi? Neden kendini kahretti yıllarca ? Neden ha? Yoksa hayat bana yalan mı söyledi? Senelerdir tanıdığım birine nasıl böyle bir işkence yapabildim. Onun yanında flört ettiklerimle görüşebildim.. O nasıl dayandı böyle bir şeye. O an Haykırdım “Neden Yaptın ŞULE!!!! Neden kıydın canına ” diye kendimce.
Şu an 11 Ocak 2004 Günlerden Pazar.2 nci Komando Tugayındayım. Ben ise 21 yaşındayım. O olaydan sonra Hiçbir şekilde arkadaş olarak sevdiğim bir kız arkadaş edinmedim.. Büyük bir ders oldu belki bana.. Belki de hata idi yaptığım. Ama böyle bir durumu HALA hissedebiliyor ve yazıya döküyorsam şimdi. İçimden acısının çıkmayışındandır. Bu olaydan çıkarttığım ve tavsiye edeceğim tek şey var. Her zaman arkadaşlarınızı tanıyın ! Onlara konuşma fırsatı verin. Derdinizi paylaşın, paylaştırın. Benim için hayat şu an kısırdöngü gibi. Durdurdu kaldık öyle çakılı bir şekilde. Yeni nesil ve gerileme devri bu olsa gerek. Haklıydılar onlar hep haklıydılar.. Yeni nesildik ve kimseye fırsat vermiyorduk. Ama şimdi sıramızı savdık sanırım. Artık yeni nesil değiliz ve olamayız da .. Gerimizden geliyorlar artık.. Bizi izliyorlar...
Şimdi bana soracaksanız “nasılsın Emir?” diye .. Cevabım Şu olurdu ;
“Hayat Bana Yalan Söyledi...!”
P.Komd.Er Emir Koçhan